Ana Sayfa Blog Sayfa 3

FRANSA ZTV MEHMET YÜREK İLE DERSİM RÖPORTAJLARI

https://www.youtube.com/watch?v=novbokHDnZ4&t=719s

FRANSA ZTV RÖPORTAJI İZLEMEK İÇİN LİNKİ TIKLAYINIZ.

Fransa ZTV ile 07 Nisan 2022 tarihli M.Ö ve İslamdan önce Dersim, Zazalık ve Alevilik konulu söyleşi.

30 MARTTAN 30 MAYISA, CEVAHİR VE ÇAYAN

Bu gün 30 Mart Kızıldere devrimci katliamının 50. Yılına girdik. 1971 in Mart ayında başlayan 68 devrimcilerinin katliamları 18 Mayıs 1973’te İBO’nun işkencede katli ile devam etti. Öncesinde de Ulaş Bardakçı Beşiktaş’ta, Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan Nurhak’ta katledilmişti.  6 Mayısta ise Deniz, Hüseyin ve Yusuf idam edildi. 1971-72-73 yıllarının Martı ile Mayısın sonu neredeyse 68’in tüm eylemci önderlerinin katledildiği aylar oldu. Deniz Gezmiş, Hüseyin Cevahir, İBO ve daha birkaçı ile kısada olsa beraberliklerim oldu. Hiçbir ayırım yapmadan hepsinin aziz hatırasını saygıyla anıyorum. Denizlerin idamıyla THKO, Kızıldere’de Mahirlerin katli ile THKP-C, İBO’nun katliyle de TİKKO kurucu önderlerinden koparılarak adeta öksüzleştirildiler.

Ben bu gün Kızıldere katliamından önce Mahir Çayan’nın en yakın yoldaşı Dersimli Hüseyin Cevahir’in katliamından  kısa bilgi verip sonra bir iki SORU soracağım.

Hemen şunu ifade edeyim ki; 68 lilerde dindaşlık ve ırkdaşlık yoktu. Yalnızca yoldaşlık vardı.

Bilindiği üzere Mahir Çayan, Denizlerin idamını engellemek için kaçırdıkları İsrail Başkonsolosu Elrom’u 22 Mayısta 6,35 silahıyla kafasına iki kurşun sıkarak infaz etti.

Bir hafta sonra da Mahir ve Hüseyin Cevahir yer değiştirmek için saklandıkları evden çıkınca sokakta kuşatıldılar.

Maltepe’de gelişi güzel bir eve girerek evde bulunan 11 yaşındaki Sibel Erkan’ı rehin almak zorunda kaldılar. Ev bir binbaşıya ait olup, kızda binbaşının kızıydı. Kızın babası binbaşı aracılığıyla devletle çetin pazarlıklar yapıldı. Çayan ve Cevahir kendilerine yurtdışına çıkış yolu açılması koşuluyla kızı serbest bırakacaklarını söylediler. Pazarlıklar sürerken İst. Sıkıyönetim komutanı Faik Türün bir yandan da operasyon hazırlıkları yürütüyordu. Faik Türün tüm planlarını kızın kurtulmaması üzerine yapmıştı. Tüm planları operasyonda kızı da vurarak devrimcileri halka çocuk katili olarak göstermekti. Devlet Mahir’in annesi ve kardeşini, Hüseyin’in de babası Almanya’da işçi olduğundan Keban Barajında işçi olarak çalışan amcası Ali Kamer Cevahir’i ikna için getirmişti. Elbette amaç devrimcileri oyalayarak kesin hedefe vardıracakları operasyonları planlamaktı. Faik Türün Mahirlerin bulunduğu apartmanın tam karşısına Cihangir Erdeniz ve Necdet adlı iki keskin nişancı subay yerleştirmiş ve kapıya da tomsonlu polisler hazırlatmıştı.

Plan, keskin nişancılar ilk ateşi başlattıklarında polisler kapıları kırarak içeri girip iki ateş arasına alarak devrimcileri katledeceklerdi. 31 Mayıs saat 11.40 ta keskin nişancıların ateşiyle operasyon başladı. O arada kapı kırılarak içeri dalan polisler ateşe başladılar. Mahir ve Hüseyin içerden karşılık verdiler. Mahir bağırarak ateşi kesin kızı dışarı çıkarın sonra ateş edersiniz dediler. Hesaplayamadıkları devrimcilerin bu insaniliğinden kısa bir şaşkınlık geçiren güvenlik güçleri Sibel’in salimen dışarı çıkışından sonra ateşe başladılar. Önce Hüseyin bacağından kurşunla yaralanarak düştü. Hüseyin’in yaralandığını gören Mahir arkadaşına yönelirken o da yaralanarak düştü. Hüseyin’i kurtaramayacağını anlayan Mahir, bu güruhun eline sağ geçmemek için silahını kendi kalbine ateşleyerek yere yığıldı. Fakat kurşun kalbe değil yan boşlukla omuzuna girmişti. Yaralı kurtarılan Mahir’in iyileştikten sonra kendi anlatımından; “ben yerde yaralı yatarken Hüseyin önce taranıyordu. Sonra da sen Kürtsün diyerek tekmeleniyordu.”

Deniz Gezmiş’in yakın mücadele arkadaşı Salman Kaya dostum ve elli yıllık arkadaşım anlatmıştı. Deniz ve Salman idam öncesi yıllardaki  tutuklanmalarında Sağmalcılar Cezaevinde altlı-üstlü ranzalarda yatmışlardı.

Artık idamlarının kaçınılmaz olduğunu anlayan Deniz Gezmiş, idamı tiye almak için hücre komşusu Hüseyin İnan’a şöyle takılıyormuş.” Hüseyin’ciğim ben Sünni, Hanefi doğduğum için bir defa asılacağım. Fakat, seni Alevi olduğun için iki defa asacaklar. Bak gördün mü farkımızı?” Bence Hüseyin bir de Dersim kökenli Kırmanç olduğu için üç defa asılmıştır.

Ben bu satırları yazarken dostum Salman Kaya ve diğer bazı 68 liler Rize, Ardeşen ilçesinin köyünde yatan Kızıldere şehidi Cihan Alptekin’i mezarı başında anıyorlar. Oradan buraya bana Dersim’e gelecek ve evimde birkaç gün konuğum olacaklar. Bu konuları yeniden konuşacağımız için arkadaşlardan yeni çıkacak bilgiler ışığında bu konuyu yeniden yazabilir veya bu yazıyı daha genişletebilirim.

Tek kurşunla yaralanıp düşen Hüseyin Cevahir’e o anda silahı düştüğünden silahsız olduğu halde 24 kurşun daha sıkıldı ve ölüsü bile yerde tekmelendi. Aynı şekilde yerde yaralı yatan Mahir ise kurtarılıp iyileştirilerek hapishaneye konuldu. Devrimden ve devrimci tavrından taviz vermeyen Mahir hapishaneden tekrar kaçtı. Hemen kanada ve İngiliz görevlileri kaçırarak kanlı Kızıldere’nin 30 Mart günündeki son nefesine kadar yiğitçe direnerek arkadaşlarıyla birlikte şehit oldu. Hepsini saygıyla anıyorum.

Şimdi gelelim sorularımıza. Örgütün kurucusu ve tek hâkimi Mahir Çayan’dı. İsrail başkonsolosunun kafasına sıkarak infazı gerçekleştirdiğini mahkemede açıkladı. Maltepe’deki çatışmada ikisi yaralı ele geçmişken neden Hüseyin’e 24 kurşun daha (babasının teslim aldığı cesedinde 85 kurşun deliği sayılmış ve definde bulunan halk tarafından görülmüştü.) sıkılarak yargısız infaz yapılırken daha ağır yaralı olan örgüt lideri ve birinci derecede sorumlu Mahir Çayan nasıl kurtarılarak iyileştirilmişti? Elbette iyi ki o anda katledilmedi, kurtarıldı.

Acaba Hüseyin’in bu kadar acımasızca katledilmesinin ve yerde ölüsünün dahi tekmelenmesinin nedeni Kızılbaş- Alevi olması mı?

 Dersimli Kırmanç olması mı?

 Üstüne üstlük bir de Alevi PİR’i bir aileye mensup olması mı?

Yoksa her üç neden birlikte neden olabilir mi?

Her ırktan, her din ve mezhepten ve her siyasi görüşten akıl ve vicdanlara sorumdur. 30 Mart 2022

DERSİMLİ ÇOBAN

Evet arkadaşlar ben yukarıdaki yazıyı  yayımladıktan sonra 68 li yoldaşlar Salman Kaya ve eşi, yine 68 den Cihan ve Hüseyin’in arkadaşları Av. Mehmet Sürücü ve eşi Av. Zöhre Sürücü Rize Ardeşen’den yoldaşları Kızıldere şehidi  Cihan Alptekin’in mezarından bu kez de yoldaşları Hüseyin Cevahir’i mezarı başında anmaya geldiler. Beş gün evimde ağırlamaktan onur  duyduğum bu dost ve yoldaşları az önce uğurladım. H. Cevahir’in mezarında eşimin yaptığı miyazı (un helvası) gelenlere dağıtıp köyüne geçtik. Doğduğu baba evini gördük. Sonra büyük atası BABAMANSUR DEDE OCAĞINI ve Babamansur şelalesini ziyaret ettik. Gittiğimiz her yerde miyazımızı dağıttık. Hüsüyin’nin mezarına çiçeklerimizi bıraktık. Mezardan toprak alındı. Başta Ovacık ve Munzur gözeleri olmak üzere 4-5 gün dostlarımı Dersim’de gezdirerek sohbetler ettik.

Tüm bunları buraya sığdırmaya olanak yok. Hem zaten okumaktan korkan, sıkılan bir milletiz. O nedenle şimdilik görsellerle (foto) geçiyorum. Yazmadığım diğer hususları arkadaşlarımın da iznini alarak belki bir gün dizi yazı olarak yazarım. Şimdilik bu görsellerle idare edin. iyi seyirler. 05 Nisan 2022

DERSİMLİ ÇOBAN

Soldan sağa; Salman Kaya, Av. Mehmet Sürücü, Mehmet Yürek (ben-Dersimli Çoban)) ve Av. Zöhre Sürücü (m. Sürücü eşi)

Salman Kaya, Mehmet Yürek, Sakine Arslan Yürek ve Zöhre Sürücü.

Eşlerimizle eskici amcada akşam yemeği.

DERSİMLİ ÇOBANIN ÖZ SÖZLERİ-2

 

Sularını kurutan milletler, soylarını da kuruturlar.

“Dersim Çobanı”

Paralarını pul eden devletler,

Halk(lar)ını da kul ederler.

“Dersim Çobanı”

Bu ülkede açlara, fakirlere ekmek verenlere iyi Müslüman diyorlar.

Bunlar neden aç ve fakirler diye soranlara dinsiz komünist diyorlar.

“DersimlÇobanı”

Bizim ülkemizde kitapsavarlar, kitapseverlere egemendir.

 Kitapsavarlar kitapseverlerin kaderini belirler.

                                                                                                                                                                           “Dersim Çobanı”

Alevilik inancında tanrı yoktur. HAK vardır. Hak ise; eline, beline, diline ile üç sözcükte özetlenmiştir. Bu da Aleviliğin sonsuz iyilik (iyi ol, iyi kal, iyilik yap) anayasasıdır. Alevilerin bu sonsuzundan bir de alsanız, bin de alsanız eksilmeyip sonsuz yine sonsuzdur. Alevlerde tanrı yok ama tanrılar vardır. Bunlara İnsan’ı Kâmil denir. Bu üç ilkeye uymayanlar da Alevilerin şeytanlarıdır ki, onları hemen düşkün ilan ederek daşlarlar. Alevi inancı bu açıdan bir yaşam felsefesidir. Alevinin dini yaşamıdır, yaşamı da dinidir.     

                                                                                                                                                               “Dersim Çobanı”

 

Yaşamayı beceremeyenleri yaşam becerir.

                                                                                                                                           “Dersim Çobanı”

Tunceliler Ato’cu, Apo’cu, Alo’cu, İbo’cu, Emocu (Ermenici) vb herşey oldular fakat Dersimli ol(a)madılar.

“Dersim Çobanı”

Okuma pintisi, yazma cömerdi, anlama özürlüsü, bilgi fukarası, fikir zengini bir güruhun çobanıyım.

                                                                                              “Dersim Çobanı”

 

Sorular sorunların anahtarıdır. Yanlış anahtarla kilit açılmayacağı gibi yanlış sorularla da sorunları çözemeyiz, hatta açmaza götürürüz.

                                                                                                                                                         “Dersim Çobanı”

 

İnsan kültür üreten bir canlıysa insandır. Değilse insanımsı yaratıktır.

                                                                                                                                                           “Dersim Çobanı”

 

Günümüzde çürü(tül)mekte olan insanlıkta, İNSAN olmak da İNSAN kalmakta çok zor.

 “Dersim Çobanı”

“Dersim Çobanı, hayata yıllar katmayı değil, hayatına anlam katmayı önceliyor. 

Yılları harcamak değil, iz bırakacak yıllar biriktirmeyi amaç edindi.”

Zenginlik cahil eline geçince soysuzlaşarak sapıklaşır.

                                                                                                                                                                “Dersim Çobanı”

 

 

Her insan okuduğu kadar büyür ve yazdığı kadar yaşar.

                                                                                                                                                    “Dersim Çobanı”

DERSİMLİ ÇOBANIN ÖZ SÖZLERİ-1

Aleviler gönül ve vicdanlarını iyi besleyerek zenginleştirdiler ama akıllarını beslemeyi ihmal ettiklerinden yoksul kaldılar.                                                                          “Dersim Çobanı”

 

İnsan sormadan edemiyor. Acaba;

  • Musa diye bir insan doğmasaydı ve Musevilik diye bir din olmasaydı,

  • İsa doğmasaydı ve Hristiyanlık diye bir din olmasaydı,

  • Muhammed doğmasaydı ve Müslümanlık diye bir din olmasaydı,

Günümüzde dünya nasıl olurdu?

Daha iyi olurdu diyenlerle daha kötü olurdu diyen hakiki bilim ve din insanların bu konudaki münazaralarını ilgi ve merakla izlerdim.    “Dersim Çobanı”                                                                                                                                           

Benim peygamberim sevgidir.

Kutsal kitabım hakiki bilgidir.

İbadetimi vicdanımla yaparım.

Hedefim yüreklerdir.

Hac’ımı adalete yaparım.

Orucumu iyilik olarak tutarım.

Eşitlik ve kardeşlik zekâtımdır.

Tanrım HAKİKİ İNSAN’dır.

                                                                                 “Dersim Çobanı”

 

 

   TANRI DEV(İ)RİMİ

Kötülere kötülüklere göz yumarak destekleyen tanrıyı deviriyoruz.

  • Kötüleri ve kötülükleri köstekleyen iyileri ve iyilikleri besleyen tanrıyı getiriyoruz.

  • Tufanlar, kuraklıklar, depremler, seller, yangınlar, coronalar, vb felaketler getiren tanrıyı deviriyoruz. Yeşil doğamızı, mavi denizlerimizi koruyan, bize sağlıklı ve mutlu yaşam sunan tanrıyı getiriyoruz.

  • Cehennemi ve cehennemlikleri var eden tanrıyı yıkıyoruz. Dünyanın her yerini cennet ve dünyadaki herkesi cennetlik yapan tanrıyı getiriyoruz.

  • Kötüleri ve kötülükleri anında öldüren, iyi insanlar için de ölümü öldüren tanrıyı seçiyoruz.                                                                                                                                                                                     ” Dersim Çobanı”

  • Dersim’in Tanrı Çobanı; Rumu, Rusu, Türkü, Kürdü, Gavuru, Müslümanı, Hristiyanı, Arabı, Yahudiyi, Şiiyi, şafiyi, sunniyi, katoliği, museviyi vb yok edecek.

  • Yanlızca İNSAN kalacak ve İNSANCA İYİ yaşayacak.

  • Geldiğimiz çağda, ya tanrı insanlaşacak, ya da insan tanrılaşacak.

Bundan kaçış yok ve yakındır.

“Dersim Çobanı”

 

TANRIÇALAR NELERİ NE ZAMAN DOĞURDU?

 

İnsanlığın avcı ve gıda toplayıcılıktan tarım toplumuna geçişi 12-14 bin yıl önce kadınlar ile başladı. Kadın baktı ki erkek çeliği vajinasına girip tohum bırakınca çocuk, meye oluyor ve soyu çoğalıyor bunu toprakta denedi. Yediği yemişin tohumunu çelik çubukla açtığı toprağın karnına sokunca toprağın da doğurduğunu keşfetti. Daha sonra çelikten ağaç dalları dikti. Çelik aşılar vd. yaparak tarım devrimini başlattı. Bu nedenledir ki; ilk tanrı doğuran kadındı. Tarım toplumundan sonra erkek tanrılar kadın tanrıçaları devirerek tanrı kral oldular.

“İlk toprak ekiminde iş kadınlara aittir ve kazma çubuğu kullanılır. Toprakta küçük bir delik açılır ve çelik oraya dikilir. Fakat tohum ekme ve saban kullanımının başlamasıyla birlikte, cinsel eylem ile olan açık benzerlik fark edilince ekme işi erkeğe devredildi. Gerçekten de, Mezopotamya’daki ilk sabanlar toprağı sürerken tohumluyordu. İnsanın üreme ediminin, deyim yerindeyse, bir çeşit kozmik yeniden ifadesi.

Bu bölgede evcilleştirilen hayvanlar öncelikle koyun ve keçiydi, daha sonra büyük sığır sürüleri de evcilleşti. Bunlar ilk kuzey Irak’ın dağlık bölgelerinde, İran’da, güney Anadolu’da (Türkiye) ve Suriye’de beslenmeye başladı.” (Joseph Campbell. “TANRIÇALAR VE TANRIÇANIN DÖNÜŞÜMLERİ”, İthaki y. 4. Baskı, s.64)

ÇOBANIN OKUYUP ÖNERDİĞİ KİTAPLAR-1

KİTABIN ADI                 : Bilinmeyen Yönleriyle Hz. Ali ve Ailesi

YAZARI                          : Arif Tekin

ÇEVİRMENİ                   :- –

TÜRÜ                              : Araştırma

YAYINEVİ                       : Berfin

SAYFA SAYISI               : 186

YAYIMLANMA TARİHİ: Şubat-2022

BASKI SAYISI                : 1. baskı

BAŞLADIĞIM TARİH    : 01 Mart 2022                                                       

BİTİRDİĞİM TARİH      : 02 Mart 2022

KİTABIN KONUSU       : Din-İslam

 

KISACA YAZAR HK.      : Em. Müftü. Diyarbakır, Kulp, Gavgas doğumlu. İsveç’te yaşıyor.

Benim İlhan Arsel ve Turan Dursun’dan sonra ilgi ve beğeniyle okuduğum ve İslam dinini öğrendiğim bir Kürt aydını. 1996 da DİB’den emekli olup yurt dışına (İsveç) yerleştikten sonra 15 kitap yazdı. Hepsini ilgi ve beğeniyle okudum ve yararlandım. Kitaplarını sizlere tanıtmaya da bu son kitabıyla başladım. Sırası geldikçe diğer kitaplarını da tanıtırım.  Çok önemli ve değerli bir araştırmacı. TC DİB başta olmak üzere Dünyadaki tüm İslam bilginleri, dini ulema, sahabe vd güvenilir kaynaklardan Şii, Şafii, Hanefi, Hanbeli vd ayırım yapmadan, güvenilir referanslarla çalışmalarını yapıyor. Her tespit ve iddiayı onlarca güvenilir ve kabul görmüş kaynağa dayandırarak yazıyor. Tespitleri hangi mezhep ve inançta olurlarsa ve/ya ırk ve milletten olurlarsa olsunlar kimsenin reddedemeyeceği gerçeklikte.

“Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.” Giordano Bruno

KİTAPTAN ALINTILARIM VE ALTINI ÇİZDİĞİM CÜMLELER: Hz. Muhammed öldüğünde Hz. Ali beş yakını ile cenaze defniyle uğraşırken, Ömer yakın çevresiyle Ebubekir’in sundurmasında toplanıp alel acele Ebubekir’i halife seçerek ilan etmişlerdi. Fakat Hz. Fatma’nın diretmesiyle Ali ve çevresi Ebubekir’in halifeliğini kabul etmediler. Ebubekir; ya Ömer, Ali gelmez beni kabul etmezse kimse bizi kabul etmez. Git onları getir, bana biat etsinler. Elçiler gönderilmesine rağmen gelmeyen Ali ve taraftarlarını getirmek için Hz. Ali’nin evini basan Ömer şöyle diyor:

“islam tarihçisi ve Kur’an yorumcusu Taberi (h, 310. Öl.): Sizler ya çıkar gider Ebubekir’i kabul edersiniz ya da evi üzerinize yakarım. S,18”

“Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.”

Giordano Bruno

Hemen tüm İslami kaynak ve âlimlerinin asgari müştereği olduğu üzere; Hz. Fatma babasından sonra en çok altı ay yaşamıştır. Bu altı ay boyunca Ömer’in defalarca baskın ve tehditlerine rağmen Ebubekir’in halifeliğini kabul etmemiş, Ali ile çevresinin de kabul etmesine izin vermemiştir. Ömer’in her evine baskınında kendisini kapıda karşılamış ve direnmiştir. Bu baskınlardan birinde Ömer’in kapıyı zorla açmasıyla Fatma’yı kapının arkasına sıkıştırarak kaburgaları kırılmış ve yedi aylık hamile olduğu erkek çocuğunu düşürmüş. Bu kaburga ve düşük yarası sonrası gelen kanamalarla Fatma’nın sağlığı iyice bozduğundan, babasından en çok altı ay sonra yaşama veda etmiştir. İşte Ömer’in bu bitmek tükenmek bilmeyen baskınlarından birinde Ömer, Ali ve Fatma arasında geçen tartışmalar.

  • “Ömer Ali’ye, Fatma’yı ikna et eve gelelim. Ali soruyor: ya kabul etmezsem ne olacak? Ömer, kafanı koparırız. S.22”
  • “Fatma, ben ikinizi Hz. Muhammed’e şikâyet edeceğim diyor ve ekliyor. Her namazdan sonra size bedduada bulunacağım. S.23”
  • “Baskın sırasında Fatma’nın ağlaması, Ali’nin Muhammed’in mezarı başına gidip orada feryat etmesi ve ağlaması, yine Ali’nin şayet ben direnirsem ne olacak sorusuna; o zaman kafan uçurulacak.” S. 23-28-29

 “EĞER TANRI KONUŞTUYSA, NEDEN HERKES İKNA OLMADI?”

( Percy bysshe Shelley. 1822 ö.)

 Bizim Aleviler Ali’yi Allah’ın Aslanı, yiğit, savaşçı vb meziyetlerle biliyorlar ya, bu kitap bu ezberi bozarak bu tabuyu yerle bir ediyor. Ben Ali’nin asla kahraman olmadığını ve tam bir korkak ve zalim olduğunu yıllar öncesinden yaptığım araştırmalarımdan biliyorum. Yine Ali’nin aksine Fatma’nın yiğit ve kahraman olduğunu da 10 yıl önce İran’lı araştırmacı DR. Ali Şeriati’nin FATIMA adlı kitabından öğrenmiştim. ( Kadın (Fatıma Fatımadır). Dr. Ali ŞeriatiFECR YAYINEVİ. 2013 baskısı)

Fatma bu haksızlığa karşı yiğitçe direnirken Ali Evin arka odasında saklanıyor. Ebubekir ve Ömer’in yaptığı baskınlardan birinde başörtüsünü çıkarım önlerine atınca dönüp gidiyorlar. İşte bizim Alevi kadınlarının erkek kavgasını önlemek için leçeklerini çıkarıp araya atmaları buradan geliyor. Ömer’in verdiği fiziki ve ruhsal yaralardan sonra öleceğini anlayınca Ali’ye vasiyet ediyor. Ebubekir ve Ömer’i cenazeme kabul etmeyeceksin diyor. Bu nedenle Fatma ölünce onların cenazeye gelmesini engelleyemeyeceğini anlayan Ali, Fatma’yı gece yarısı gizlice gömerek ölümünü de birkaç gün herkesten gizliyor. (s.42)

Nitekim Fatma’nın ölümünden sonra gidip Ebubekir’e biat ederek halifeliğini kabul ediyor.

“İNANMAK, DÜŞÜNMEKTEN KOLAY!

 BU YÜZDEN, DÜŞÜNENDEN ÇOK İNANAN VAR.”

( Bruce Calvert. 1852 ö.)

İslamcılar adaletsizliğin timsali Ömer’e ‘Allah’ın adaleti’ diyerek Müslümanları inandırmışlar. İşte o ‘Allah’ın adaleti’ denilen Ömer’in Ali ve Fatma’ın evine yaptığı baskınlardan birinde, yine karşısında kapıyı açmayan Fatıma’nın direnişiyle karşılaşınca taraftarlarına verdiği emir: “Bastırın! Ne olmuş bize ki kadınlara, kadına mı takılacağız? Ateş getirin evi yakarız.” s.44

“Çağlar boyu güçlü zayıfı ezdi; kurnaz ve vicdansız, aptal ve masum olanları tuzağa düşürerek köleleştirdi. İnsanlık tarihinde tanrı hiçbir yerde ve zamanda ezilenlerin yardımına koşmadı.”

                                                                                                                                               ( ROBERT INGERSOLL. 1899 Ö.)

Ömer Halife olunca Hz. Ali’nin Fatıma’dan doğan son kızı  7-8 yaşlarındaki Ümmü Gülsüm’le evlenmek istiyor. Düşünün Ömer kızın dedesi Hz. Muhammed ile yaşıt, 60 yaşlarında ve yaklaşık 140-150 hokkalı boylu poslu dev gibi biri. Daha önce de Hz. Ali ile evlenmeden önce de bu kızın anası Hz. Fatma bekâr iken ona talip olmuş ve Hz Muhammed’den resmen istemiş. Fakat Peygamber ona kızım küçüktür diye vermemiş. Bu kez de kızını ona vermeyen peygamberin torununa talip oluyor. Elbette bunlar kızın dedesi Hz. Muhammed ve annesi Fatıma öldükten sonra oluyor. Ali de önce kızım küçük diye itiraz ediyor. Fakat daha sonra Ömer’in baskısı ve korkusuyla kabul etmek zorunda kalıyor. Ömer kızı bir gönder bakayım diyor. Ali kızı kandırmak için eline bir hırka vererek kızım bunu Halife Ömer’e götür diyerek gönderiyor. Kız hırkayı Ömer’e götürünce, Ömer kızın eteğini kaldırarak avret yerine bakıyor. Tüyleri bitmiş mi, ergenlik çağına girmiş mi, diye. Kız şiddetle tepki gösteriyor ve şöyle diyor.

  • “Allah’a yemin ederim ki, halife olmasaydın yüzüne çarpardım.” (s.55)
  • Ömer, “git babana söyle, hediyesini beğendim, diyor. (s.51)
  • Kız eve gelince babasına şöyle diyor. “baba sen beni kötü bir yaşlıya gönderdin” (s.51)
  • Şia kaynaklarına göre Ömer; “Ali kızı vermezse elini keserim,” (s.60)

Ali’de, kızım o adam artık senin kocan. Ve 140 kiloluk, 60 yaşındaki Ömer bu kızı alıyor ve bundan Zeyd ve Rukiye adında iki çocuk doğurtuyor. (s.48)

“Hatalı insanları yaratıp sonra onları kendi hataları yüzünden suçlayan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı hikâyesinin mantığını sorgulamamız gerekir.”

(Gene Roddenberry. 1999.ö)

Ömer ölünce dul kalan bu kadın önce Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer’in oğlu Avn ile evlendiriliyor. O da ölünce onun küçük kardeşi Muhammed ile evlendiriliyor. O da ölünce onun da küçüğü üçüncü kardeş olan Abdullah ile evlendiriliyor. Kadın bu üçüncü kardeşle evlendirilince şöyle diyor. “İki kardeş benimle evlenince öldüler, inşallah bu kardeşte ölür, diyor. Fakat bu kez ömrü yetmeyerek kendisi ölüyor.” (s.48) Elbette her kardeşten birkaç çocuk yaparak. Birde Ömer’in Hz. Muhammed’in sağlığında küçük yaştaki kadınlarından biriyle ters  ilişki hadisesi var. Ters ilişkiye girdiği eşi daha 7-8 yaşlarında bir çocuk. İlişki sabahı sokakta çocuk arkadaşlarıyla oynarken arkadaşlarına anlatıyor. Çocuklar bunu evde ailelerine anlatınca ortalığı bu dedikodu kaplıyor. Bu dedikoduyu Ömer’de duyup rahatsız olunca Muhammed’e koşuyor ve kurtar beni diyor. Muhammed ona  Bakara Süresinin 223. Ayeti ile yetişiyor. “kadınlar sizin ekeneğinizdir (tarlanızdır) istediğiniz yerden yaklaşırsınız (sürersiniz)” ile kurtuluyor. Tüm bunlar detaylıca A. Tekinin İslam’da Cinsellik ve Hz. Muhammed ve Kurmaylarının hanımları” kitabında var. Oradan okuyabilirsiniz.

Fikirlerini değiştirmemekle övünen, hep dosdoğru yolda olduğunu öne süren, insanın hata yapmayacağına inanan biri ahmaktır.” 

(Honore de Balzac. Ö.1850-Paris)

Yine bizim Alevilerin cahilleri Hz. Ali’nin Hz. Fatma ile yastığa baş koyduktan sonra başka eş almadığına ve Fatma’dan doğan Hasan, Hüseyin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm’den başka çocuklarının olmadığına inandırılmışlardır. Hz. Ali daha Fatma ve babası Hz Muhammed hayatta iken Peygamber izin vermediğinden eş alamamıştır, fakat cariye almıştır. Hz. Muhammed zamanında Yemen’i istila etmek için gönderdiği komutanı Halid bin Velid büyük bir katliamla Yemen’i talan eder. Hemen Hz. Muhammed’e bir elçi göndererek bu talan mallarını, cariyelerini, altınlarını vd ganimetleri almak üzere birisini göndermesini ister. Hz. Muhammed’de en güvendiği damadı Ali’yi gönderir. Ali ganimetleri alınca içindeki en güzel kızı kendine cariye olarak alır ve orada çadırda cinsel ilişkiye girer. Daha Hz. Fatıma sağdır. Bu oradakileri çok rahatsız eder. Dönüp geldiklerinde Ali’yi Hz. Muhammed’e şikâyet ederler. Bu konuyla ilgili hususlar kitabın 78,79,80,81,82,83,….100. sayfaya kadar onlarca kaynağa dayanarak verilmiş. Okuyabilirsiniz.

“DİN, AKIL MELEKELERİMİZİN SERBESTÇE KULLANILMASINI BLOKE EDEN YASAKLAR BÜTÜNÜDÜR.”

                                                                                                                                    (Salomon Reinach Ö. 1932-Paris)

Hz. Ali, Fatma’nın ölümünden sonra yalnız bir hafta sabredebiliyor. Bir hafta sonra, kimine göre de dokuz gün sonra Hz. Muhammed’in büyük kızı Zeynep’in kızı, baldızının kızı olan Ümame ile ikinci evliliğini yapıyor.  (s.75) Kız o kadar küçükmüş ki; Hz. Muhammed namaz kılarken sırtına tırmanıyormuş. Fatma’dan sonra başlayan bu ikinci evliliğinden sonra Ali evliliklerine devam ediyor. Boşayıp yerine aldıkları var. Ama şurası biliniyor ki; Hz. Ali öldüğünde geride dört resmi eş ve 19 cariye olmak üzere 23 kadını dul bırakırken, 34-35 çocuğu da öksüz (babasız) bırakıyor. (s.72-73 ve devamı) Ali’nin bu eş ve çocuklarının isim listesi Arif Tekin’nin “MUHAMMED VE KURMAYLARININ KADINLARI” kitabında var. İsteyenler oradan okuyabilirler.

“ZALİMLERİN ÇARKI, CAHİLLERİN ÇALIŞMAYAN KAFALARIYLA DÖNER.”

(Viktor Hugo. Ö.1885-Paris)

Hz. Ali ve iki oğlu Hasan ve Hüseyin nasıl bacanak oldular? Şöyle; “ Hz. Ali aynı gün, İmr’ül Kays b. Adi’nin kızı Mühayyat’ı kendine, diğer kızı Selma’yı Hasan’a, Rebab’ıda Hüseyin’e isteyip alıyorlar. Böylece baba ve iki oğlu aynı gün bacanak olup aynı gecede gerdeğe giriyorlar. (s,78)

“EĞER TANRI İNSANI YAŞAMAYA ZORLADIĞI HAYATI KENDİSİ YAŞAMAK ZORUNDA KALSAYDI KENDİNİ ÖLDÜRÜRDÜ.”

                                                                                                                                                                  ( Alexsandre Dumas. Ö.1870-Fransa)

Bu evlilikler konusuna girmişken Hz. Ali’nin evlilikleriyle meşhur büyük oğlu Hz. Hasan’ın evliliklerine bakmadan olmaz. Bu çok kadınla evlilik konusunda Museviler ve Müslümanlar adeta yarışmışlar. İslam kaynaklarında Peygamber Muhammed’in bir gecede en çok 11 karısıyla cinsel ilişkide bulunduğu yazılıyor. Yine aldığı kadın sayısı 65-70 olarak verilirken birçok kaynak ve Buhari; Davut peygamberin bir gecede 100 kadınla cinsel ilişkide bulunduğu yazılıyor. Sakın ilmen ve bilimsel olarak imkânsız demeyin, günaha girersiniz. Adamların arkalarında tanrısı var. Onlar elçi olarak seçilmiş. Tanrısı kuvvet verir. Onları kendinizle kıyaslamayın, çarpılırsınız. Davut peygamberin 700 hür eş ile 300 cariye olmak üzere 1000 karısı varmış. Babası Hz Süleyman’ın da ondan aşağı sayıda eşi yokmuş. Tüm dinlerin Tanrılarının da erkek oldukları şuradan belli. Tüm Tanrılar elçileri başta olmak üzere polijiniyi serbest bırakırken, fakat poliandriyi yasaklamışlar. Kadınlar erkeklerden önce neden Tanrının bu adaletsizliğine isyan etmeyerek itaat ederler. Bir türlü aklım almaz.

“ZENGİNLER FAKİRLERE TANRIDAN BAŞKA BİR ŞEY BIRAKMADILAR.”                                                                           (Friedrich Nietzsche. Ö.1900-Almanya)

Bizim Hz. Hasan’ın eş ve cariye sayısı 250-300 olarak en fazla mutabık olunan rakam. Daha az ve daha fazla verenler de var. Bir günde 4 kadın boşayıp aynı gün de 4 yeni eş aldığı da oluyormuş. İnsan düşününce acaba Muaviye Hasan’ı genç yaşta zehirletip öldürtmeseydi Davut Peygamberi ve babası Süleyman’ı da geçer miydi?

“DİN FAKİRLERİN ZENGİNLERİ ÖLDÜRMEMESİNİ SAĞLAR.”

                                                                                                                                                                   (Napoleon Bonaparte. Ö.1821-Fransa)

Yine insan merak ediyor acaba bir gecede en fazla kaç kadınla olabilmiştir bizim Hasan?

İslamcılar Hz. Hasan’ın çocuk sayısını belirleyemiyorlar. Belki 1000’i geçmiştir, çocuk sayısı. Kendisi de bilememiştir zavallı Hasan. İslamcılar Hasan’ın ancak isim ve cisimleriyle bilinen 70-80 çocuğunu yazmışlar. Hasan halife Ebubekir’in oğlu Abdurahman’ın kızı Hafsa ile evlenir. Fakat sonra duyar ki Zübeyir. B. Avm ile ilişkisi olmuş, onu boşar. Boşar boşamasına fakat kadına doyamamıştır. Kadın gider başkasıyla evlenir. Onlarca kadın ve cariyeye sahip olan Hasan arada sırada bu evli kadına çapkınlığa da gider.(s,134)

Hz. Ali; “oğlum Hasan kızlarınızı boşayacak. Ona kız vermeyin demek zorunda kalıyor. (s,132)

Şia alimlerinden Taberi’de Hz Hasan’nın 448 kadınla evlendiğini yazıyor. (s,143)  Her neyse kitabın 126- 145 sayfaları Hz. Hasan’nın evliliklerine ayrılmış. Oradan okursunuz.

Aksi kanıtlanana kadar, inandığımız veya doğru varsaydığımız her şey yanlıştır.

                                                                                       ( Çağrı Mert Bakırcı, Arsel Berkat Acar “Şüphecinin El Kitabı”ndan)

Şimdi sizlere sayfa 102 den bir paragrafı virgülüne dokunmadan aynen aktararak bu konuyu sürdüreyim.

“ Az önce isimlerini saydığım üç kardeş (Ali’nin damatları), Esma binti Umeys’in Cafer’den olan çocuklarıydı. Yukarıda Ali’nin ağabeyi Cafer ve Ebubekir’den sonra bu kadınla (yani geliniyle) evlendiğini yazdık. İşte bir yandan Ali kadınla evlenmiş, diğer yandan da kızını onun çocuklarına vermiş. Abdullah b. Cafer bir de amcası Ali vefat edince onun hanımlarından yengesi leyla binti Mesut’la evlenir. Yani Ali’nin yeğeni hem Ali’nin iki kızıyla (Zeynep ve Ümmü Gülsüm) hem de Ali’nin hanımıyla evlenir. Yine Hz. Ali’ni torunu Hasan aynı gecede iki amcakızıyla evlenir.” (s.102)

Okurken de, bunları yazarken de karnıma sancılar girdi. Hadi biraz da siz kendiniz zahmet buyurun. Ben size bir kolaylık daha yapayım. Hz. Ali’nin annesinin, karısının ve bir kızının da adı FATMA, karıştırmayın.

Şimdi de gelelim Hz. Ali’nin adaletine: “Hz. Ali bir topluluğu yakarak öldürür.” (s,108) Nedeni İslamiyet’i terk ettikleri için. Ve bunu yaparken de, “ben bu cezayı kafadan uygulamıyorum, der. Tam tersine Allah ve Muhammed’in buyruğunu icra ediyorum.” (s,110)

Ali bu sözünde haklı! Çünkü; Hz. Muhammed’de Ukl/ureyne kabilesine mensup 7-8 kişiyi feci bir şekilde katletmiş ve kızdırılan çivilerle gözlerini oymuştur. Buhari ve Müslim gibi hadisçiler de bu konuyu işlemiş. Ayrıca Kur’an’nın maide süresinin 33. Ayetinin tefsirini yapanların neredeyse tamamı bu konuyu işlemişlerdir. Bu ayette deniyor ki; Allah ve Muhammed’e karşı gelenleri ve yeryüzünde fesat çıkaranları öldürün, asın, el ve ayaklarını kesin diyor.(s,110)

Hz Ali’nin halifeliği döneminde bazı insanlar vardı. Namaz kılar Müslüman görünürlerdi ve İslam’dan yardım alırlardı. Ama gizliden puta, dağa, taşa, doğaya taparlardı. Ali bunu öğrenince bunları ne yapalım diye Müslümanlara sordu. Yanındakiler onları öldürün dediler. Hz. Ali, “hayır öldürmekle kalmayız. Bunları Hz. İbrahim’e yapıldığı gibi ateşte yakarız dedi ve ateşte yaktı. (s,113)”  

İnsan bunları öğrenince şunu sormadan ,edemiyor. Acaba Hz. Ali bu gün Mehdi olarak geri gelse, Munzur ve Düzgün Baba’ya inanan bizim Dersim Alevilerini yakar mıydı?

Bazı insanlar Ali’ye sen tanrısın demişler diye çukurlar açtırıp içinde ateşler yakılarak bu insanlar canlı olarak bu ateşe atılarak yakılmışlar.(s,115)  Benim üç yıl önce ölen rahmetli dayım Ali Çimen Ali’ye Allah diyen biriydi. Hala da Ali Allah’tır diyen Aleviler var aman Ha!.. Mehdi gelirse yanarsınız, yakılırsınız.

Hz. Ali halife olup Basra’yı kontrol altına alınca Yahudi asıllı İbni Sebe ve ona bağlı 70 kişiyi ateşe atıp yakıyor. (s,116)

İşid’çiler günümüzde aynı zulümleri yaparken, bu ilhamları İslam önderlerinden alıyor olabilirler mi?

Hz. Ali’nin Kerbela’da 9 erkek çocuğu, kardeşi Akil’in dokuz oğlu, yine Ali’nin Hasan ve Hüseyin’den olanlar başta olmak üzere çok sayıda torunu Kerbela’da öldürüldü. Öldürülen 72 kişinin tamamı Hz. Ali’nin aile fertleriydi. Ama nedense bizim Aleviler yalnız Hüseyin diyerek ağlarlar. Neden?

                     

YORUMUM: Önce bir açıklama yapıp sonra yoruma geçeyim. Ben burada kimsenin dinine, mezhebine, inancına küfür, hakaret vb saygısızlık yapmıyorum. Bana dayatılmadıkça herkesin inancına saygılıyım. Herkeste benim inanç(sızlığ)ıma saygılı olmalı. Yalnızca ulaştığım gerçekleri paylaşıyorum. İster inanırsınız ister inanmazsınız. Yanlış ve hatalarım var ise insanca yazın, yanıtlarım. Bizim Alevilerin de A-Yo-Ta (Alevi Yobazlık Tarikatı) tarikatına mensup olanları var. Kendi ezberindeki yalan-yanlış Alevilik anlayışı, yapılan bilimsel eleştiriler ve gerçek bilgilerle çeliştiğinde saldırganlaşarak İŞİD’çi tepkisi verenler var. Aman ha..

Bu kitaptan ve diğer İslami kaynaklardan anlaşılıyor ki; Müslümanlar istilacı olarak başka memleketleri katlederek mal, mülklerini gasp etmiş, erkek, kadın ve kızlarını silah zoruyla almışlar. Sonra Sıffin, Cemel, Kerbela vb birçok savaşta da birbirlerini katletmişler. Günümüzde de hala bunu en fazla yapan Müslümanlar.   Bir de bu dinlerine barış dini demişler.

Bu Dersimli Çoban diyor ki; aklın, mantığın, bilimin sorgulayamadığı her Tanrı, her Peygamber diktatördür. Sorgulanamayan her din, her inançta diktatörlüktür. İnsanlık yakın gelecekte vahiye inanan üç semavi din (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) olmayan, görülmeyen, bilinmeyen Tanrıya inanlarla; aklın, mantığın ve vicdanın Tanrısı olarak kendilerinin yarattığı (seçtiği) İnsan-ı Kamil, Tanrı İNSAN’a inananlar olarak iki inançta toplanacaktır. İşte bu ikincisi İNSAN Tanrılı din ve/ya inanç Aleviliktir.

Yaşamı dini, dini de yaşamı olan DİN, İNANÇ, ALEVİLİK.

Kimi, okuma özürlü ve yazma sakatı olanların, lafı ve fikri bol ama bilgisi kıtları okuma zahmeti, yazma külfetinden kurtararak en azından kafalarını karıştırdıysam, kendimi mutlu sayarım. Elbette bilen ve anlayanların affına sığınarak. Arif Tekin’nin aşağıda listelediğim tüm kitaplarını şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.  Onu okumaya 20 yıl önce başladım ve aşağıdaki kitapların 15 tanesini yazarak çizerek okudum. Onlarca kişiye hediye olarak bu kitapları verdim. Tamamını okuyanlar İslam Âlimi olurlar.

 

İnsanlık henüz ulaşamadığı Alevilik hakikatine gebedir ve onun doğum sancılarını çekmektedir. Doğum yakındır.

Bu Dersimli Çoban boşuna demiyor, “Türkiye Alevidir ve Alevilerindir.” “Dünya Alevidir ve Alevilerindir.”

Çünkü, ALEVİLİK İNSANLIKTIR, İNSANLIKTA ALEVİLİKTİR. 

 

ARİF TEKİN’NİN OKUNMASI GEREKEN KİTAPLARININ TAMAMI

  1. Bilinmeyen Yönleriyle Kuran (Kur’an’ın Kökeni-1)
  2. Bilinmeyen Yönleriyle Kuran (Kur’an’ın Kökeni-2)
  3. Bilinmeyen Yönleriyle Hz. Muhammed’in Ölümü
  4. İslam’da İçki
  5. İslam’da Cinsellik
  6. Muhammed’in Hocaları
  7. İslam’da Şiddet
  8. Ömer’in Kur’an’daki İzleri
  9. Kuran’ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni
  10. Muhammed’in Uzay Yolculuğu
  11. Zerdüşt’ten Kurana
  12. Sumerler’den İslam’a Kutsal Kitaplar ve Dinler
  13. Kuran’ın Kökeni
  14. Kuran’da Allah
  15. Kuran’da Kadın ve Hz. Muhammed’in Hanımları
  16. Muhammed Döneminde Öldürülen Muhalif Kadınlar
  17. Bilinmeyen Yönleriyle Hz. Ali ve Ailesi

Kitapların tamamı Berfin yayınlarından çıkmıştır.

Dersimli Çobanın Beğendiği Sözler-1

 

“Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.   “ Giordano Bruno

“Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.” Giordano Bruno

 

Aksi kanıtlanana kadar, inandığımız veya doğru varsaydığımız her şey yanlıştır.

                                                                   ( Çağrı Mert Bakırcı, Arsel Berkat Acar “Şüphecinin El Kitabı”ndan)

 

“EĞER TANRI KONUŞTUYSA, NEDEN HERKES İKNA OLMADI?”

( Percy bysshe Shelley. 1822 ö.)

 

“İNANMAK, DÜŞÜNMEKTEN KOLAY!

 BU YÜZDEN, DÜŞÜNENDEN ÇOK İNANAN VAR.”

( Bruce Calvert. 1852 ö.)

 

“Çağlar boyu güçlü zayıfı ezdi; kurnaz ve vicdansız, aptal ve masum olanları tuzağa düşürerek köleleştirdi. İnsanlık tarihinde tanrı hiçbir yerde ve zamanda ezilenlerin yardımına koşmadı.” ( ROBERT INGERSOLL. 1899 Ö.)

                                                                  

“Hatalı insanları yaratıp sonra onları kendi hataları yüzünden suçlayan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı hikâyesinin mantığını sorgulamamız gerekir.”

(Gene Roddenberry. 1999.ö)

Fikirlerini değiştirmemekle övünen, hep dosdoğru yolda olduğunu öne süren, ancak insanın hata yapmayacağına inanan biri ahmaktır.” 

(Honore de Balzac. Ö.1850-Paris)

“DİN, MELEKELERİMİZİN SERBESTÇE KULLANILMASINI BLOKE EDEN YASAKLAR BÜTÜNÜDÜR.”

                                                                                                                                          (Salomon Reinach Ö. 1932-Paris)

“ZALİMLERİN ÇARKI, CAHİLLERİN ÇALIŞMAYAN KAFALARIYLA DÖNER.”

(Viktor Hugo. Ö.1885-Paris)

İNSAN(lık)IN ya da EMEKÇİNİN ÖLÜMÜ

1960 lı yılların sonunda GOGOL’un Palto novellasını okuduktan sonra girdiğim her devlet dairesinde gözlerim onun başkahramanı Akakiy Akakiyeviç’i arardı. Bizim devlet memurları da çoğunlukla kolçağ denilen kol dirseğine kadar uzanan siyah bir kolluk takarlardı. Amaç ceket kollarını kirlenmekten ve yıpranmaktan korumaktı. Ceket yaka ve kol uçlarının ters yüz edilerek tadilatla 10-15 yıl giyildiği dönemlerdi.

Bizim Akakiy Akakiyeviç’i de, 50 yıllık batı (İst-Marmaris) yaşamımdan sonra 2006 dan itibaren yazları yaşamaya başladığım memleketim Dersim Ovacık’ında tanıdım. Baştan söyleyeyim ki, o güne kadar hayatımda hiç görmediğim biriydi. Kendisiyle hiçbir akrabalık, aşiret vb bağım yok. Bahçemde yapılacak işlerim için işçi ararken tanıştırıldım. 15 Yıl önce başlayan bu tanışıklığımızdan itibaren o artık GOGOL’un büro emekçisi Akakiy Akakiyeviç’inin yerine tarım emekçisi olarak geçen Akakiy Akakiyeviç’im olmuştu. Kısa süre içinde benim ve tüm ailemizin büyük güven ve sevgisini kazanmıştı. Annemin odun kırma, bahçe işlerinden benim ve diğer kardeşimin bahçe işlerinde hep o çalışırdı.  Sabahları güneş doğmadan gelip işe başlardı. Akşam güneş batarken zorla işi bıraktırırdık. Onu tanımadan önce çalıştırdığımız tüm hemşerilerimizle çalışma saati ve ücreti tartışmaları yapardık. Onunla da bu tarz kavgalarımız olurdu ama daha az para istediği ve akşam çok geç paydos ettiği içindi bu kavgalar. Öyle ki, geçtiğimiz yılın mayıs ayında yağmur altında sadır (sebze fidesi) ekerken işi karanlığa kalmadan bitirmek ve ertesi sabah Munzur dağlarına çıkma programımızı aksatmamak için evimizdeki Datça ve İstanbul’dan iki konuğumda bizimle çalışmışlardı. İş bitiminden sonra aşk olsun Hüseyin deyip “biz iki saatte mahvolduk, sen nasıl dayanıyorsun” demiş ve her biri iki yüzer lira ödül ve Hıdırellez lokması olarak vermişlerdi. İş seçmez insan ayırmazdı.

                                       

                                    Herke iş ararken, işi olan herkes onu arardı.

O’nu inşaatlarda çalışırken, odun keserken, orak biçip, saman taşırken, tarlada, bahçede çalışırken, çobanı kaçanların davarını otarırken vb her türlü işte görürdüm.   İlçe merkezindeki deprem konutlarında oturduğu halde daha çok köylere işe giderdi. Cep telefonu taşımadığından bana lazım olunca bulamadığımdan kendim için ona bu yaz eski bir Nokia telefonu verdim.

Kahvede iskambil kâğıdı ve okey taşı elinde görülmemiş, sigara ve içki kadehini ağzına değdirmemiş tek insanıydı Ovacık’ın.

Hiçbir sosyal güvencesi olmayan bu hakiki emekçi yaz-kış, gece-gündüz, dur durak demeden çalışırdı. Buna mecburdu çünkü biri kız, biri erkek iki çocuğu vardı ve ikisi de üniversitede okuyordu. Çocukları da kendisi gibi çalışkanlardı. Kızı Marmara Ün. Gazetecilik bölümünden sonra İletişim Bilimleri Yüksek lisansını da bitirip birkaç ay önce doktoraya başlamıştı. Oğlu geçen yıl Fırat Ü. ne başlamıştı.

Geç tanıyıp erken kaybettiğim bu dostum Hüseyin Biter geçtiğimiz günlerde baca temizliği işi için çıktığı çatıdan düşerek öldü. Bilek emeğinden başka hiçbir geliri ve birikimi ol(a)mayan emekçi Hüseyin Biter geriye dul bir eş ve iki yetim öğrenci bıraktı.

O’nun çocuklarına bıraktığı tek ve en büyük miras; en dürüst, en çalışkan, en onurlu, en şerefli ve en iyi BABA (İNSAN)LIK mirasıdır.

BİZ İNSANLARA DÜŞEN İNSAN’İ GÖREV: Onun çocuklarının da kendi çocuklarına ve İNSANLIĞA aynı mirası bırakmaları için eğitimlerini bitirip işe girinceye kadar yardım etmemiz gerekiyor.

Ben bu çağırıyı şahsen ve kendi inisiyatifimle yapıyorum. Çağırım parası çok, vicdanı yok olanlara değil elbette. Bu çağırı parası yok, vicdanı çoklarla, parası da vicdanı da çoklaradır. Anne ve iki çocuğun hesap bilgilerini aşağıda aktarıyorum. Bir defaya mahsus destek olacak arkadaşlar anneye veya çocukların hesaplarına aracısız direk yardım edebilirler. Ama asıl amaç uygun olan arkadaşların çocuklardan birini veya ikisini bursiyeri olarak değerlendirip her ay düzenli bir harçlığı göndermeleridir. Özellikle yurt dışındaki dost ve arkadaşların paraları çok değerli olduklarından onlar için de Euro hesaplarıyla PTT hesapları oluşturuldu.  Gereği İNSANLARA arz ve ricadır.

Arzu Biter  (anne)

  1. Ovacık Şb. Hesap no: 42484309 5001

Iban no: TR430001000431424843095001

PTT Hesap No: 17860335

 

Burcu Biter (abla)

ZB Ovacık-şb Hesap no: 43146878853 5008

Iban no: TR200001000431468788535008

PTT Hesap No: 17860351

Euro hesap bilgileri: Hesap no: 46878853-Iban no: TR360001000431468788535011

Berkan Biter (oğul)

ZB Ovacık Şb.Hesap no: 0431867590175001

Iban no: TR290001000431867590175001

PTT Hesap no: 17860342

Euro hesap bilgileri: Hesap no: 431867590175006-Iban no: TR880001000431867590175006

NOT: 1-Göndericilerin açıklama kısmına eğitim bursu ibaresi koymaları rica olunur. Çünkü ‘yardım’ yasal izne tabiidir. Ayrıca duyarlı arkadaşların bu yazıyı kendi sosyal medya ağ ve guruplarında paylaşmaları ricamdır.

NOT: 2-   https://www.youtube.com/watch?v=En7CWPslnlg

Hüseyin’in bu kış kar atarken çalışmasını izlemek isteyenler bu linkten  ulaşabilirler.

NOT: 3- Bağış ve yardımda bulunanların isim listesi bir süre sonra teşekkürlerimizle medyada  yayımlanacaktır.

Olaylar, Durumlar ve Duruşlar-1 DERSİM’İN YAZAR, YAZICI VE YAZMANLARINA

 

Mustafa Fırat, “Dersim Etnolojisinde Hurriler, Hormekler, ve Turukkular” başlıklı kitabını yayımlayınca saldıranlar oldu. Bu da “Olaylar, Durumlar ve Duruşlar” seri yazılarımın ilkini yazmama neden oldu.

Erdoğan Yalgan; “Şıx Delil’i Berxacan ve Pilvenk Aşireti” ni 2 cilt yazınca sevinerek hemen alıp okudum ve ustuna reş’in izlerinin peşine düştüm. Herkesin kökenlerini, bilmek, aramak, araştırmak, anlamak ve anlatmak hakkı vardır. Kökensizlik, köksüzlük, temelsiz ve asılsızlıktır. Boy’suzluk soysuzluğa götürür ve kabullenilmesi zordur. Köksüz insan, köksüz ağaca benzer. Herkes tarihini, kökenlerini yazdığında kendi ağacını kökleriyle diktiğinde Dersim ormanı ortaya çıkar. Dersim Ormanının ağaç türleri (aşiretleri)  ve özellikleri (soy-sopları) ortaya çıkar.

Herkes kendi evinin önünü süpürürse sırasıyla; sokağımız, mahallemiz, köyümüz, kentimiz ve memleketimiz temiz olur, fenomeninden hareketle…

Ben bizim Aslanuşağı (qeucları) yazsam,

Erdal Yado Dersim’in batı kapısını tutan en yiğit ve savaşçı aşireti Qoçanları (Qocu) yazsa,

Dostum Heyderic (Mehmet Gülmez) Dersim’in doğu kapısının en yiğit bekçileri Haydaranları yazsa.

Kİ, bu Haydaranlar; Van gölünün kuzeyinden başlayarak kuzeyde Lazistan ve Ermenistan hududuna kadar. Oradan Azerbaycan ve Gürcistan’ın güneyinden, İran’ın batı sınırından dönüp tekrar Van Gölü’ne kadar uzanan otonom ve kısmi bir devletçik kurmuşlardır.

Osmanlının son Padişahı Vahdettin 1916 da, kendisinin damat adayı olan 16. Kolordu Komutanı Mustafa Kemal’i Diyarbakır’dan Dersim’e gönderdi. Dersimlilerin, Ruslarla iş birliğiyle bağımsız bir devlet kurmalarını önlemek üzere çıkacak bir isyanı önlemek için.

Dersim’e gelerek o günkü ilçe merkezi olan Zeranik (günümüzde Yeşilyazı) de ağalarla toplantı yaptı.  Bu toplantıda Dersim’in o gün en büyük ve saygın ağası olarak Koçuşağının ağası İdare ağa, Seyrıza, Mamdağa, Kasımoğlu, dedem Çolak Hüseyin vd 16 ağa var. Tüm ağaları Rusya ile iş birliğinden vaz geçirmeye ikna eden M. Kemal, Seyrıza’yı ikna edemiyor. Gece boyunca uğraşıyor. Tam üç kez Seyrıza’nın elini öpüyor ve diğer ağaların baskısıyla en son Seyrıza ikna ediliyor. M. Kemal Dersim’den Padişah’a gönderdiği rapora Dr. Suat Akgül şöyle değinmiş. “Dersim’de bir milis teşkilatının kurulmasının ve her ay muntazam aylık verilmesinin gerekli olduğunu.”[1]

Ben size M. Kemal’in o raporunu biraz daha detaylandırayım. M. Kemal raporunda özetle diyor ki; “Perslerden ve B. İskender’den beridir, hiçbir güç Dersim’e girememiş ve işgal edilememiştir. Yaz aylarında kısmi ve geçici işgaller olmuşsa da kış gelmeden terk edilmiştir. Dersim doğal ve büyük bir kaledir. Bu kalenin batı kapısını tutan yiğit ve savaşçı olan KOÇ uşağı aşiretidir. Doğu kapısını tutan savaşçı yiğit Haydaran ve Demenan aşiretleri bertaraf edilmedikçe Dersim işgal edilemez.” Yani M. Kemal diyor ki, ben 16. Kolordumla Dersim’i alamam. Kimsede alamaz. Ama sen devletin bütçesine bakmaksızın buraya bol para aktarırsan milisler vasıtasıyla Dersim’i Dersimlilere kırdırabiliriz.

Vahdettin M. Kemal’in 1916 ve 1918 raporlarındaki bu isteklerine rağmen Dersim’de işgal ve soykırım yap(a)madı. Ama M. Kemal önce hükümet olup, sonra da Atatürk olup iktidar olunca da 1926 da Dersim’in batı kapısını tutan en yiğit Koç uşağını kırdı. Ardından 1930 Pülümür tedibi adıyla doğu kapısını tutan Haydaranları kırdı.[2] Dersim’in doğu ve batı kapılarını tutan bu iki yiğit aşiret katledilirken Dersim’in diğer aşiretlerinin kılı kıpırdamadı. Çok az kıpırdanan aşiretlerde devlet ile iş birliğiyle bu komşu, kirve ve akraba aşiretlerin kırılmasında işbirlikçilik yaptılar. Atatürk 1937 de doğu ve batı kapılarını kırdığı Dersim’e girdiğinde direnen altı aşireti kırarken diğer aşiretlerin bir kısmı seyirci, bir kısmı da devletle iş birliğindeki ihanetçilerdi. 1938 de ise Atatürk kendi halkının katliamını seyreden veya işbirlikçilik yapanlardan hiç kimseye hayır gelmez diyerek kalanları kırdı ve sürdü. Artık seyredecek kimse de kalmamıştı.

Ha gayret Meme Jele, ne bekliyorsun? Yaz şu Haydaran’larını artık.

Diyorum ki; Hüseyin Aygün’de Kureşan’larını yazamaz mı? Bal gibi yazar. Ama bence korkuyor yazmaya.

Çünkü, “Dersim katliamını Atatürk ve CHP yaptı” açıklamasından sonra ağzı sütten yandığından yoğurdu üflüyor. Yazsa Hacı Kureş gidecek, gerçek olan Hace (Xace) Kureş gelecek. Çünkü yazsa Londra lavrion Müzesindeki İ.Ö. 600-800 lü yıllara ait arkeolojik belgelerden çıkan Kureş belgelerini yazmak zorunda kalacak.

Ve soyunun Araplarla, Ali velilerle ilgisinin olmadığı ortaya çıkacak. Perslerin ilk kurucu ataları Kuruş, Kruş, Kriyos, Dara, Darius vd ile akrabalığı görülecek. Kürtlerin haince katlettikleri Dersim’in büyük devrimcisi Dr. Şivan (Sait Kırmızıtoprak) ın 1960 ların sonunda doğan oğluna Dara (Darius), kızına Ruken (Roksana) isimlerini nasıl verdiği anlaşılacak.[i]

Bir de tuğla kalınlığında “DERSİM TARİHİ”ni yazan Ali Kaya var. Bahtiyarlı (Bexteric). Yeni ekler diye diye bana 3 defa aynı kitabını sattı. Param helal olsun ama zamanımı helal etmiyorum.

Bak Ali Kaya kardeşim; bu yaz Mardin Derik ilçesinden bizim pansiyona Şafii Kürt olmuş Bahtiyarlılar geldi. Bizim Hozat’ın Derik köyünden 500 yıl önce gidip orada kendi köylerini aynı adla kurmuşlar. Büyümüşler şimdi Derik ilçesi olmuş. Bir kısmı da Kızıltepe ilçesine gitmişler ve aynı Derik köyünde hala yaşıyorlar. Ve bunların tamamı senin öz akraban Bahtiyarlılar. Pertek ve Palo’nun yarısı da aşiretinden.

Ben yarım asır önceden Bahtiyarların büyük bir kolunun 500 yıl önce Şah için İran’a gittiklerini biliyorum. Benim gibilerin Kemalist diktatörlükten kurtulmak, demokrasiye ulaşmak için 2010 referandumunda AKP’nin anayasa değişikliğini desteklediğimiz gibi, İran’ın Ecevit’i olan Şahpur Bahtiyar’da Şah’ın diktatörlüğünden kurtulmak için mollalarla iş birliği yapmıştı. Mollalar iktidara gelince Fransa’ya kaçan bu ortağını Paris’te parçalamışlardı. Senin akraban bu adam Ali Kaya. Deylami için İran’a gidiyorsun da bu soyun ve sülalen için neden gitmiyorsun.? Niye yazmıyorsun?

Satırlarından sedalandığım Cafer Yüceer kardeşim. Senin dedenin biri Sey Rıza’nın büyük oğlu Sığhesen ise öteki deden de Sey Rıza’nın öz ağabeyi Seydağa’dır. Çünkü büyük annen Kopo’nun kız kardeşi, Seydağa’nın kızıdır.  Ben eminim ki sana annen, baban, anneannenden ve dayılarından gelen bilgiler benden onlarca kat fazla. Tüm Dersimlilerin şeytanlaştırdığı Kopo (Rayber) neden ve nasıl öz amcası Seyrıza’ya düşman oldu? Bir insan neden öz amcasının kellesini düşmana vermek için bu kadar kinlenir? Nedeni ne olursa olsun ben Kopo’nun yaptıklarını asla tasvip etmiyorum. Ama bu adamı kendi ailesinin celladı yapan nedenleri bilmek gerekmiyor mu? Mesela baba İbrahim ölünce büyük oğul Seydağa varken en küçük oğul Seyrıza aşiret liderliğini zorla işgal etmiş olabilir mi? Seydağa’nın oğlu, Kopo’nun ağabeyi Ali Haydar’ın öldürülmesinde Seyrıza’nın bir ilgisi var mı? Kopo bu ağabeyinin adını kendi oğluna verirken neler hissediyordu? Yoksa ağabeyinin öldürülmesinde amcasının ilişkisini mi çözdü? Kopo’yu öz amcasının celladı yapan nedenler nelerdir? Eminim ki sen o abide kadın Kopo’nun eşi Meneş Hatunla benden fazla konuşmuşsundur. Bildiklerini objektif olarak yaz be kardeşim. İnanıyorum ki, bütün günah ve sevaplarıyla Seyrıza’nın idama giderken Atatürk’ün karşısında dik durup eğilmediği o yiğit duruşundan bir şey eksilmez. 1937 de Seyrıza’nın aşireti Abasanlar ve Kalanların işgalcilere kurşun atmayıp, büyük çoğunluğunun Zeynel Top gibi yakın akrabaları da dahil, Kopo ile beraber olup Seyrıza’nın kellesinin peşine düştüklerini ve devlet(l)e çalıştıklarını da yazarsın.

Yaz kardeşim yaz. Yazalım kardeşlerim yazalım. Hepimiz aşiretimizi objektif olarak yazalım.

Turabi Saltık ve Veli Saltık’da Saltukları yazsınlar. Taa bin yıl önceki Erzurum merkezli Saltuklu beyliğinden, beş yüz yıl önceki Çemişgezek Saltuklarına kadar yazın. Oradan Fatih’le Kemah Kalesindeki iş birliklerini yazın. Devamla Yavuz ve oğlu Kanuni Süleyman’ın hizmetine giren 18 oğullu Pir Hüseyin beye, onunda Şah İsmail’e giden babasına kadar. Günümüze gelip Or. Gen. Haydar Saltık’tan soyumuzun celladlarının ADD’sinde Şener Eruygur’un yardımcılığını yapan Prof Dr. Ahmet Saltuk’a kadar yazsınlar. Yazalım köklerimiz ve tarihimiz ortaya çıksın. Yakın ve uzak geçmişimiz bilinsin, görünsün. Yazalım Dersim ormanı (tarihi) köklensin, kalıcılaşsın.  Tüm aşiretler kendilerini yazsın.

Hepimiz yazalım ama bir şartla. Bilim namusuyla ve objektif olarak.

  DERSİMLİ ÇOBAN

[1] Dr. Suat Akgül. Amerikan ve İngiliz raporları ışığında Dersim. Yaba y. 3. Baskı. 2004, s.42
[2] Jandarma umum komutanlığı raporları. Cil 1 ve cilt 2 kaynak yayınları.
[i][i][i] Dr. Şivan ve beraberinde katledilen ikinci Dersimli Hasan Yıkmış (Brusk) Molla Mustafa Barzani’nin yönetimindeki Kuzey Irak Kürdistan’ında, Barzani ve MİT  iş birliğiyle tutuklandı. Bulundukları cezaevi ve bölgeden sorumlu büyük oğlu İdris ve küçük oğlu Mesut Barzani tarafından Türkiye Kürtlerinden Şerafettin Elçi, Siirtli Derviş Akgül’e (Derwêşê Sado) teslim edilmiş ve bunlar tarafından  kafalarına kurşun sıkılarak infaz edilmişlerdir. Bu konuyu ayrı bir yazıda  aktaracağım.

ÇAĞPERİ KÖYÜ İNSAN’LARINA ÇAĞIRI

Üç gün sonra muhtarınızı seçmek için oy kullanacaksınız. Beş aday var. Bunların yalnızca biri bayan. Ve tüm ihtiyar heyeti de bayan adaylardan oluşuyor. Ovacık ilçemiz hatta tüm Dersim genelinde böyle bir aday tablosu bir ilk olarak yalnızca köyümüze nasip olabilir.  Bu bayan adaylar size diyorlar ki;

  • Biz köyümüzü güzelleştirmek, köylülerimizi zenginleştirmek için adayız.
  • Köyümüzün yıllardır çalışmayıp koku ve pislik saçan kanalizasyon şebekesini yaparak köyü kirlilikten kurtaracağız.
  • Köyümüzde kadınların ağırlıklı olarak görev alacağı kooperatif kurarak çeşitli üretim ve imalatlar yapacağız.
  • Köyümüzü tüm Dersim’e örnek köy yaparak turizme açacağız.
  • Yurt içi ve yurt dışı kişi ve kurumlardan sağlayacağımız hibe kredilerle yatırımlar yapacağız.
  • Organik tarım, hayvancılık ve arıcılık projeleri yapacağız.
  • Köyümüz hudutları içindeki hazine arazilerini köylümüze kazandıracağız.

Tüm bunları yaparken muhtarlık maaşının tamamını 4 aza bayanın denetiminde köyümüze yani sizlere harcayacağız. Yukarıdaki hedeflerimizi sizlerinde desteği ile gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Yukardaki ve daha bir çok hedefimizin tamamını gerçekleştiremesek dahi, yalnızca köyümüze yani sizlere bırakacağımız muhtar maaşlaryla aşağıdaki para sizlerin cebine girecek. Heryıl asgari ücrete paralel olarak artacak muhtar maaşıyla;

  1. Yılda 24 000 Tl
  2. Yılda 30 000 Tl
  3. Yılda 42 000 Tl
  4. Yılda 56 000 Tl
  5. Yılda 70 000 Tl olmak üzere 5 yılda toplam,

222 000 T. (ikiyüz yirmiiki bin lira) size köyümüze kalacak.

Siz şimdi oy kullanırken bu 222 000 lirayı alıp yiyecek başarısız bir muhtar mı seçeceksiniz? Yoksa bu 222 000 lirayı size verecek başarılı bir muhtarı mı? Yanlış seçim benim oyumla bir akrabam muhtar maaşı alsın diye seçim yapmaktır. Doğru seçim köyümüze en güzel hizmeti yapacak muhtarı seçmektir. Paraya ihtiyacı olan kötü bir muhtar seçersek kötü yönetiliriz. İhtiyaç için  kötü muhtar seçmek yerine o kişiye aramızda para toplayıp verelim. Hane başına kaç lira düşerse ben beş katını vermeye hazırım. Ama doğru kişiyi seçmeliyiz. Eğer yakarıda yazdıklarımı yaparak ve tüm maaşlarını yani 222 000 lirayı köyümüze verecek bir aday varsa ben onun lehine çekilirim. Bir kişi benim oyumla 222 000 lira alıp yesin diyemi muhtar seçeceksiniz? Yoksa bu parayı köyümüze, bize verecek bir muhtar mı seçeceksiniz? Benim adamım, benim akrabam değil, köyüme, bize  yararlı olacak kişiyi seçelim.

Boşuna dememiş filozof, seçiminiz geçiminizdir. Oyunuz kaderinizdir. Her millet layık olduğu kişiler tarafından yönetilir. TAKDİR SİZİN.   28.Mart.2019

SAKİNE ARSLAN YÜREK

Muhtar Adayı

NOT: 30 Mart 2019 da yapılan muhtarlık seçimleri öncesi tüm köylülerimizin katıldığı toplantıda yapılan öneri olup, daha sonra bu metin her eve ve sosyal medyadan köy dışındaki tüm köy mensuplarına iletilmiştir.